Kim kuralları kanunları hiçe sayarak kestirmeden kazanca götüren bir yöneticiye karşı çıkar? Bugüne kadar yapılan seçimler ve atamalar bunların ispatı değil mi? Dünyanın birçok yerinde beceriksizlikle suçlanan veya işleri yoluna koyamayan yöneticiler derhal istifa ediyor, görevinden alınıyor, hatta uzakdoğuda gurur şeref meselesi yapıp intihar bile ediyorlar. Bizdekilere sorsan burnundan kıl aldırmaz: “ Bize verilen görevi en iyi şekliyle yapmak için elimizden geleni yapıyoruz” alacağımız en kibar cevap olur herhalde. “İt ürür, kervan yürür” “Durmak yok yola devam” “Yolumuzdan çekilmediniz ki…” “Eldeki imkanlarla bundan iyisi olmazdı” “Bize verilen görevi fazlasıyla bile yaptık” Konuyu siyasete kaydırmak amacında değilim, asıl amacım böylesi durumlara düştüğümüzde psikolojimizin durumunu ve olaylara yaklaşımımızı belirlemek.
Hangimizin başına bir tatsızlık gelse, çifte standarda maruz kaldığımızı hissetsek, bazı açıkgözlerin işlerini daha iyi halledebildiğini duysak, bazı yöneticilerin yetkilerini kendileri için kullandığı haberini alsak derhal kuralları kanunları hatırlatır, peşine de bir güzel söveriz. “Kural kuraldır” deriz, “Herkes için uygulanmalıdır” “Bazıları için esneyebiliyorsa herkes için aynı şekilde esnemeli. Herkes eşittir, ama bazıları daha eşittir denememeli.” deriz.
Deriz de… Hangimiz kırmızı ışıkta geçiveren bir taksi şoförü istemez ki, hele bir de acelemiz varken? Ya da ters yönde 50 metre risk alıp toplamda 1 kilometre kazanıveren bir dolmuş şoförü? Elimizdeki tek parça ürünü görüp, bizi onlarca ürün almış kişilerden oluşan sıranın en önüne çağıracak bir kasiyer olsa kim hayır der? Ya da abartayım, siz güzel bayan sizin elektrik faturası kuyruğunda ne işiniz var, verin ben yatırırım deseler? Hey sen yakışıklı, sen nasıl düştün buralara, gel önce seni tedavi ediverelim? Hatta ilaçlarını da evine biz göndeririz?
Prensip olarak kurallar ile ilgili problemimiz yok. Ama kurallara tahammülümüz de yok! Sanki onlar başkaları için konmuş?! “Bana da mı aynısı yapılacak? Ben de mi saatlerce bekleyeceğim? Bu nasıl kural böyle, bütün günüm gitti?!” Kabul edelim, kuralların varlığı bizi rahatsız ediyor. Hiç kıvırmayalım, DÜPEDÜZ AYRICALIK İSTİYOR AYRICALIK BEKLİYORUZ!!
Bu beklentimiz, yönetici olduğumuzda daha da öne çıkıyor ve topluma veya belirli bir topluluğa hizmet için göreve gelmiş olmamız bu durumu değiştirmiyor. İşte dünyanın diğer ülkelerindeki insanlarla aramızdaki fark burada. Onlar böylesi bir durumda toplumun beklentilerinin baskısıyla hareket ediyorlar, bizlerse kendi beklentilerimiz doğrultusunda.
Bunun nedeni ise, bence, ne eğitim şekli ne terbiye ne ahlak ne görgü ne de kültür; bunun tek sebebi bizlerin kimseyi tanımayan ve takmayan, asla hesap vermeyen, “özgürlüğüne” son derece düşkün insanlar olmamızdır. “Özgürlüğe” olan düşkünlüğümüz ve attığımız her adımda öncelikle ve sadece “özgürlüğü” hesap etmemiz, başka her şeyi göz ardı etmemize hatta bazı şeyleri bu uğurda riske etmemize neden oluyor.
rabbim!
bana seni geri ver
kalpleri koruma projesinde ayetler suç sayılıyor
belirsizlik zorlama olağanüstülük suç
kelimeler övünç
aşk linç
acımı büyüten düşler isyankar
maddenin tartışmaya açık melek rolü
ruha bırakılan ölçüler tarihi hassasiyetler
çelişkili bol yenilik fonksiyonel moda
teknik tesadüflerin teolojik ölçüsü
bilgi ve düşünce evlenirken buğday çürüyor
organize suç kabul ediliyor sosyal yaralar
taklidi kuklanın post modern psikoterapisti
pis pis ve ama malayani paradigma
geleneği ile bağlarını şehit etmiş dönüşüm
fosile dönen kurumlaşmış kişilikler
şer’i şerif’e aykırı rock dinleyerek sevişmek
i shot the sheriff!
dostluk maçımızda topumuzu patlattı batı
türkçe kemale erdi hadi bye! bye!
abdestim kaçıyor beynime dolu ürik asit
namazım bozuluyor kokudan
rabbim, bana dayanma gücü ver
bulanık aklım
kimler oynuyor tefsiriyle yaşamın